|

YÖRENİN GENEL BİLGİLERİ
Çok eski bir Kürt şehri olan Hakkari; bugünkü sınırları itibariyle Kuzeyde Van, güneyde Musul, doğuda Urmiye, batıda Şırnak ile komşudur. Hakkari ilinin asıl ismi Çolemerg'tir. Ermeniler buna İlmar, Süryaniler Gülarmak, Memluklar ise Colemerg adını vermişlerdir. Hakkari'nin %87.6' sı dağlık %10.3' ü plato, %2.1'i ise ovalıktır. Yöre, dağları ve vadileriyle ünlüdür.
Hakkari, günümüzde Şemdinan (Şemdinli), Gever (Yüksekova) ve Çal (Çukurca) kazalarını kapsamaktadır.
Yörede Yerleşik Hayata Geçiş
Hakkari yöresi, yazılı tarih öncesi çağlardan bu yana, yerleşim bölgesi olmuştur. Yörede yapılan araştırmalar, bu topraklarda orta paleolitik dönemden başlayarak kısa süreli yerleşmeler olduğunu ortaya koymaktadır.
Yörede Urartular, Medler, Akadlar, Asurlular, Persler, Makedonyalı İskender, İskender'in komutanlarından Selevkos'un yönetimindeki Selökidler, Sasaniler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlıar, Safeviler belirli aralıklarla hüküm sürmüşlerdir.
Gerek bölgede hüküm süren Sasaniler ile Romalılar döneminde, gerekse de Osmanlılar ile Safeviler döneminde burada yaşayan Kürtlerin başına gelen; sürekli bir talan, sürekli bir işgal, sonu gelmeyen kıyımlar oldu. Hakkari, imparatorluklar arasındaki çıkar çatışmalarında kendisi için yapılmayan savaşların en pahalı faturasını ödeyen bir bölge oldu.
Hz. Ömer döneminde bölgenin fethedilişiyle kısa bir zaman rahat nefes alınsa da, Emeviler ve Abbasiler döneminde aynı zulümler yine devam etmiştir. Osmanlı ve Safevi hanedanları arasındaki hesaplaşmaların buluşma noktası durumuna getirilen Kürdistan, her seferinde tekrar tekrar bölünmüş, tekrar tekrar parçalanmıştır. Çatışan güçler Osmanlı ve Safeviler iken, ölenler hep Kürtler olmuştur. Bu cümleden hareketle şunu esefle söyleyebiliriz ki İslam tarihinde Osmanlı ve Safeviler kadar mezhep çatışmalarını körükleyip bunu siyasi rant olarak kullanan yönetimlere ender rastlanmıştır. Osmanlılar’ın egemenliğinde bulunan Kürtler’in bir kısmının Şii olması; Safeviler’in egemenliğinde bulunan Kürtler’in ise bir kısmının Sünni olması, Kürtleri kullanmaya çalışan Osmanlılar ve Safeviler için paha biçilmez bir malzeme olarak görülmüş ve sürekli kullanılmıştır.
Hakkari'de doğup büyüyen ve bütün bu zulümlere uğraya uğraya yaşayan Şêx Ehmedê Xanî, Kürt halkının bu trajik durumundan ünlü eseri 'Mem û Zîn'de şöyle söz eder :
İşte kemale erdi talihsizliğimiz
Acaba zevale yüz tuttu mu dersin?
Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak
…………………………
Ben Allah'ın hikmetine şaşakaldım
Kürtler dünya devletinde,
Acep ne sebeple kalmışlar boynu bükük,
Hepsi birden niçin olmuş mahkum?
Onlar kılıçla şöhret şehrini fethetmişler.
Himmet ülkesine boyun eğdirmişler
Onların her bir beyi Hatem cömertliğinde
Ve Rüstem cengaverliğindedir her bir erkeği.
Bak Arabistan'dan Gürcistan'a kadar
Kürtlüktür olmuş kaleler gibi.
Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş,
Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş.
Her iki taraf, Kürt kabilelerini,
İmha oklarına hedef yapmışlar.

Bu durumdan kurtuluşun; Kürtlerin birliği, örgütlülüğü ile olacağını belirten Ehmedê Xanî, 'Mem û Zîn' adlı eserinde, bu özlemini açıkça ifade etmiştir. Eserinde Mem ve Zîn'in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal, kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle tasvir edip gözler önüne sermiştir. Xanî, o dönemde yöneticilere, devletin siyasi ve idari çarkına hakim olan anlayışı, usta bir üslupla anlatmış; bu geri, zalim, çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş; yöneticilerin davranış ve anlayışını, özellikle onların kötü niyetli, kinci, çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarını ortaya koyarak kötülemiş, bu çürük ve haksız düzene karşı adeta isyan etmiştir.
Onun özlemi 1847 yılında Bedirxan Bey'in başkaldırısıyla ete kemiğe bürünmüş ama istenilen sonuç bir türlü elde edilememişti.
1847'de Botan Emiri Bedirxan Bey, hazırlıklarını tamamlamış bir şekilde kapsamlı bir ulusal başkaldırıya öncülük eder. Hakkari ahalisi, Nurullah Bey'in öncülüğünde bu başkaldırıda yer alır. Ancak Osmanlı Paşalarının hilelerine kanan Bedirxan Bey'in yeğeni Yezdanşer, ona ihanet eder. Ve böylelikle bu büyük başkaldırı, yenilgiyle sonuçlanır. Dolayısıyla ayaklanmaya katılan Hakkari Beyi teslim alındıktan sonra, götürüldüğü Girit adasında acımasızca öldürülür(1849).
Osmanlı Devleti tarafından Bedirxan Bey ayaklanmasının bastırılmasıyla Beylikler ortadan kaldırılınca, Kürt ulusal kurtuluş hareketi başsız kaldı. Bedirxan Bey’in Kürdistan'da oluşturduğu sükunet, O’nun devreden çıkmasıyla yerini kargaşa ve anarşiye bırakmıştı. Beylerin yerine bu boşluğu toplum içindeki itibarları ve bağlılarının çokluğu ile Şeyhler doldurdu. Bu liderler bu tarihten sonra gelişen Kürt hareketlerine uzun bir dönem önderlik edeceklerdi. Onlardan birisi de Hakkari bölgesinden Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah'tı.
Şeyh Ubeydullah mütevazi, kanaatkar, son derece dindar, halkının sorunlarıyla ilgilenen ve bu konudaki duyarlılığı üst düzeyde olan bir insandır. Batılı misyonerler ondan aşırı ulusçu ve aşırı dinci olarak bahsederler. Şeyh, batılı misyonerlerden birine şunu söylemiştir: "İran tabiiyetinde olsun, Türk tabiiyetinde olsun; Kürdistan' ın beyleri, prensleri ve halkı, işlerin bu şekilde iki hükümetle yürüyemeyeceğini düşünüyor ve bu durumu kavrayamayan Avrupa hükümetlerinin bir araştırma yapmak üzere harekete geçmeleri gerektiğini düşünüyor… Kürt halkı, ayrı bir halktır…İstiyoruz ki, işlerimiz elimizin altında olsun."
Ulusal sorunlara duyarlılığıyla öne çıkan Şeyh, 1880'de başlatmış olduğu ayaklanmada, başta büyük başarılar elde eder. İngiltere, Fransa ve Amerika'nın devreye girerek, işbirliği yapan İran'a ve Osmanlı’ya yardım etmesi; Şeyh'in güçlerinin çoğunun disiplinsiz bir yapıda olması ve ele geçirilen yerleri talan etmeye başlayıp, birliklerinden ayrılmaları sebebiyle elde edilen başarılar korunamaz. Böylelikle bu büyük ve önemli kıyam da yenilgiyle sonuçlanır. Ayaklanma sonrasında bir zaman İstanbul'da tutulan Şeyh, serbest bırakılıp Şemdinli'ye dönünce ve yeni bir ayaklanmaya girişince, yakalanarak Mekke'ye sürgün edilir. Şeyh, vatanından uzak bir şekilde hayata gözlerini yumar.
Sözünü ettiğimiz gelişmelerden hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Hakkari'nin Kürt tarihindeki yeri büyük bir önem arzetmektedir. Buradan çıkan büyük insanlar uzun bir dönem Kürt halkına önderlik etmişlerdir.
Cumhuriyet tarihinde ilk başlarda il kategorisine bile alınmayan Hakkari, 1926'da il olur. Sonra 1932'de lağvedilir ve Van iline bağlanır. 1936'da bu karar değiştirilir ve Hakkari yine il olur.
Başta Hakkari Merkez’in olmak üzere, hem şu anda Hakkari'ye bağlı olan ilçeler hem de Hakkari'ye bağlı olmayan ilçelerin Cumhuriyetin ilanı sonrasında isimleri değiştirilmiştir.
Hakkari'de Yetişen Büyük Şahsiyetler: Şêx Ehmedê Xanî, Melayê Batê, Şêx Ubeydullah Nehri, Seyyid Abdulkadir, Seyyid Taha, Şeyh Muhammed Selim Efendi, Seyyid Salih, Abdullah'ı Şemdini, Selhaddin-i Eyyubi nezdinde büyük nüfuz ve itibar sahibi olan İslam hukukçusu Ebu Musa bin Muhammed gibi şahsiyetler Hakkari asıllıdırlar.
Bağrından Melayê Batê, Şêx Ehmedê Xanî gibi büyük şair ve edebiyatçıları çıkartan Hakkari'nin Kürtçesi, biraz da bunun bir sonucu olarak, diğer Kürt illerine oranla daha özgün bir yapıya sahiptir, sade ve durudur.
Hakkari'deki Tarihi Eserler
Taş Köprü: Şemdinli ilçe merkezine 12 km, Nehri köyüne 4 km mesafede Şemdinli deresi üzerinde kurulmuştur. Yüksek dağların arasında derin bir vadide yer alan köprü, kuzey güney istikametinde tek açıklık halinde her iki ayağı kayalıklara oturmaktadır. Köprü yüksekliği 10.80 m, uzunluğu 21.20 m, genişliği ise 2.90 m ölçülerini ihtiva etmekte olup; tek gözlü, yolu eğimli köprüler gurubuna girmektedir. Kitabesi bulunmayan köprünün, 19. yüzyıl sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Çay Kalesi: Şehrin güney tarafında 7-8 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kale, sarp ve kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kaleye hem kuzey hem de güney tarafından tırmanılabilir. Günümüzde, kuzey kenarında yarıya kadar araba için yol açılmış olup, geri kalan kısmı tırmanma yoludur.
Çolemerg Kalesi: Hakkari merkezinde kuzey güney yönünde uzanır; yüksekliği 100-200m dir. Bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kaleden günümüze hiç bir kalıntıya rastlanmamıştır. Bu nedenle mimarisi hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Ancak gerek Evliya Çelebi ve gerekse de diğer tarihi kaynaklarda, Hakkari kalesinden bahsedilir.
Zeynel Bey Medresesi: Medrese, Hakkari merkezde bahçeler içinde bir dere kenarında yer almaktadır. Bu gün büyük ölçüde yıkılmış olan medrese, Hakkari Beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Zeynel Bey 1560-1578 yılları arsında Hakkari Beyliğinde kalmıştır.
Meydan Medresesi: Hakkari merkezde bulunmaktadır. 1984 yılında onarımı yapıldı. Medresenin giriş kapısındaki kitabenin üzerinden, H.1112./M.1700-1701 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede kim tarafından yapıldığı belirtilmemesiyle beraber, Hakkari hükümetinin yöneticisi olan İzzetin oğlu İbrahim Bey tarafından yapılmış olduğu sanılıyor. Medrese, 23.40mx18.25m dış ölçülere sahip, kareye yakın dikdörtgendir. Avlulu, iki katlı ve iki kanatlı medreseler grubuna girmektedir. Yapıya, güney cephesinin güneyinden girilmektedir.
Kırmızı Kümbet Zaviyesi: Hakkari merkezde olan yapı günümüzde oldukça harap ve yıkılmış vaziyettedir. Kalan duvar kalıntılarından planını belirtmek mükün olmamıştır.
Halil Kilisesi: Hakkari'ye 10 Km mesafede ana yol kenarındaki Halil mevkiinde bulunmaktadır. Nasturiler’e ait olan yapının üzerinde kitabe ve süsleme mevcut olmadığından, hangi tarihte kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Derav Kilisesi: Zap vadisinde olan yapı, Derav mevkiinde bulunmaktadır. Zap suyunun karşı tarafındaki sırtta eğimli bir arazide kurulmuştur. Nasturilere ait olduğu kabul edilen yapının üzerinde kitabe veya süsleme olmadığından, yapının tarihi ve dönemi bilinmemektedir. Yapının tamamı, moloz taşlar ve kayalardan yapılmıştır. Dıştan üzeri toprakla örtülüdür; yer yer duvarları yıkılmıştır. Buna rağmen sağlam bir yapıdır.
Kelat Sarayı: Şemdinli'ye 17 km uzaklıktaki eski ilçe merkezi, Nehri'nin güney batısında dere kenarında kurulmuştur. Saray büyük ölçüde yıkılmış olup halen ayakta kalan iki kemer ve bir duvar bulunmaktadır. Rivayetlere göre saray Seyyid Ahmet Sıddık tarafından yaptırılmıştır. Seyyid Taha-i Hakkari'nin torunlarından olan Seyyid M. Sıddık, Seyyid Ubeydullah'ın oğlu olup, 1878-1903 yılları arasında yönetimde etkili olmuştur. |